
Borsa İstanbul’da Denge Arayışı: Fırsatlar ve Riskler Yan Yana
Küresel ve yurt içi makroekonomik görünüm, para politikası beklentileri ve finansal koşulların seyrine bağlı olarak Borsa İstanbul’da önümüzdeki dönemde hem destekleyici hem de baskılayıcı faktörler aynı anda etkili olmaya devam edecek. Bu denge, orta vadeli stratejik beklentilere ek olarak dönemsel taktiksel işlem fırsatlarının da önünü açabilir.


Olumlu Faktörler Öne Çıkıyor
Borsa İstanbul açısından olumlu tarafta dikkat çeken unsurların başında yabancı yatırımcıların hâlen düşük seviyelerde bulunan pozisyonlanması geliyor. Değerleme çarpanları ise hem tarihsel ortalamalara hem de benzer gelişmekte olan ülke piyasalarına kıyasla cazip seviyelerde seyrediyor.
Son iki yılda bireysel yatırımcı portföylerinde hisse senetlerinin ağırlığının belirgin biçimde azalması da dikkat çekici bir gelişme. Yüksek faiz ortamında mevduat getirilerinin, küresel belirsizlikler eşliğinde ise altın fiyatlarının öne çıkması, hisse tarafında potansiyel bir “geri dönüş alanı” yaratıyor.
Şirketler cephesinde, özellikle döviz yükümlülüğü bulunan firmalar açısından döviz likiditesine erişimin görece rahat olması ve kur risklerinin sınırlı kalması önemli bir destek unsuru olarak öne çıkıyor. İhracat odaklı şirketler ise Avrupa’da devreye alınan altyapı ve savunma harcamalarına yönelik mali teşvik paketlerinden doğrudan ya da dolaylı talep artışı yoluyla fayda sağlayabilir.
Küresel para politikası görünümü de risk iştahını destekleyici bir çerçeve sunuyor. Fed ve İngiltere Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine yönelmesi, buna karşın Avrupa Merkez Bankası’nın yeni bir faiz artırımına gitmeyecek olması, küresel likidite algısını iyileştiriyor. Buna ek olarak emtia fiyatlarının düşük ve görünümün ılımlı seyretmesi, maliyet baskılarını sınırlayan bir unsur olarak öne çıkıyor.
Kredi derecelendirme kuruluşlarından gelebilecek olası not artışları yabancı yatırımcı algısını desteklerken, BDDK’nın swap kısıtlarında sınırlı da olsa gevşemeye gidebileceğine yönelik beklentiler de sermaye girişleri açısından yakından izleniyor. Yüksek mevduat faizlerinin gerilemeye başlamasıyla birlikte portföylerde yeniden dengeleme ihtiyacının hızla gündeme gelmesi de hisse senetleri için orta vadeli bir destek oluşturabilir. Teknik analiz tarafında uzun vadeli göstergelerden gelebilecek olumlu sinyaller de bu tabloyu tamamlıyor.
Riskler Gündemde Kalmaya Devam Ediyor
Olumsuz tarafta ise yurt içi talep koşullarının beklenenden daha dirençli seyretmesi ve enflasyondaki düşüşün gecikmesi, finansal koşulların uzun süre sıkı kalabileceği endişesini canlı tutuyor. Bu durum, özellikle riskli varlıklar üzerinde baskı yaratabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.
Küresel jeopolitik risklerde yaşanabilecek yeni tırmanışların navlun fiyatlarını yeniden yukarı çekmesi, maliyetler ve dış ticaret dengesi açısından olumsuz bir senaryo oluşturabilir. Japonya Merkez Bankası’nın sınırlı da olsa faiz artırımlarına devam edebileceği yönündeki fiyatlamalar da küresel piyasalarda dalgalanma riskini artırıyor.
Yılın ilk yarısında yüksek TL mevduat ve tahvil faizleri ile karşılaştırıldığında, hisse senetlerinde beklenen getirinin bu risklere değip değmeyeceği yönündeki sorgulama yatırımcı davranışlarını sınırlayabilir. Kredi kısıtlarının devam ettiği bir ortamda, borçluluğu yüksek, kısa vadeli yükümlülükleri ağır, stok maliyeti ve işletme sermayesi ihtiyacı yüksek şirketlerde finansal sıkışmalar gündeme gelebilir.
Kamu maliyesi tarafında açıklanan tasarruf tedbirleri ve vergilerde gündeme gelebilecek ilave yüklerin talep ve kârlılık üzerinde yaratabileceği baskı da yakından izleniyor. Halka arzların devam etmesi endeks genelinde fiyatlama baskısı yaratırken, Avrupa ekonomisinde özellikle Almanya öncülüğünde imalat ve inşaat sektörlerinde süren daralma, ihracatçı şirketler açısından risk oluşturmaya devam ediyor.
2022–2024 Rallisinden 2025 Konsolidasyonuna
BIST-100 endeksi, 2022–2024 döneminde düşük faiz–yüksek enflasyon ortamının etkisiyle, kısa süreli oynaklıklar dışında geniş tabanlı ve güçlü bir performans sergilemişti. Bu dönemde sektör ve hisse seçiminin önemi görece azalırken, 2025 yılına gelindiğinde tablo belirgin biçimde değişti.
Yatırımcıların risksiz faiz getirilerini hem dolar bazında hem de enflasyona kıyasla reel anlamda daha cazip görmesi, endekste belirgin bir konsolidasyon sürecini beraberinde getirdi. Bu dönemde BIST-100’ün dolar bazında 250 dolar seviyesinin üzerine kalıcı şekilde çıkamadığı, değerleme çarpanlarında ise küresel muadillerle ayrışmanın arttığı görüldü.
İkinci Yarıda Hisse Senetlerine İlgi Artabilir
Önümüzdeki dönemde olumlu ve olumsuz faktörlerin oluşturduğu dengede, yılın ilk yarısında faiz cazibesinin sürmesi bekleniyor. Ancak faiz getirilerinin realize edilmesiyle birlikte, yılın ikinci yarısında hisse senetlerine yönelik ilginin artması olası görülüyor. Bu çerçevede, 2026’nın ilk yarısında hisse seçiminin kritik olmaya devam etmesi, yılın ikinci yarısında ise daha genele yayılan bir yükseliş hareketi oluşması bekleniyor.
Öne Çıkan Sektör ve Temalar
Bu süreçte avantajlı olabileceği değerlendirilen alanların başında bankacılık sektörü geliyor. Normalleşme süreci ve yabancı sermaye girişleri beklentisi, işlem derinliği ve likiditesi yüksek banka hisselerini öne çıkarıyor.
Savunma sanayi, küresel jeopolitik belirsizlikler ve Avrupa kaynaklı talep beklentileri nedeniyle stratejik önemini koruyor. İnşaat, yapı malzemeleri, beyaz eşya ve mobilya sektörleri ise kredi faizlerinin gerilemesiyle birlikte hem yurt içi hem de çevre ülkelerdeki olası talep artışından fayda sağlayabilir.
Buna ek olarak, değerleme açısından endeks geneline ve küresel benzerlerine kıyasla ucuz kalan model portföy hisseleri, mevduat getirileriyle karşılaştırıldığında öne çıkabilecek potansiyel barındırıyor.
Endeks İçin Hedef Senaryolar
Baz senaryoda, yurt içi enflasyon görünümü, GSYH büyümesi ve değerleme çarpanları dikkate alındığında BIST-100 endeksi için 16.000 seviyeleri öne çıkıyor. Kredi notunda olası iyileşmeler ve küresel muadillere göre ucuz kalan değerlemeler bu hareketi destekleyebilir. Ancak şirket kârlılıklarında yılın ilk yarısında beklenen zayıf seyir nedeniyle değerlenmenin zamanlaması ikinci yarıya sarkabilir.
Daha iyimser senaryoda ise şirket kârlılıklarının tahminlerden daha dayanıklı kalması ve küresel sermaye akımlarının destekleyici olması halinde, endeksin yıl sonunda 18.000 seviyelerine kadar yükselme potansiyeli bulunuyor.
